Resûlullah Efendimiz "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket ihsân eyle ve bizi Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye duâ ederdi. Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Bildiğiniz gibi, takrîben 3 ay kadar önce, dînimizde kıymet verilen, mübârek gün ve gecelerin çok kesîf olarak bulunduğu büyük bir manevî atmosfere girmiştik. Resûlullah Efendimiz, Recep ve Şa’bân aylarına çok değer verir ve "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket ihsân eyle ve bizi Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye duâ ederdi. Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Çok eskilerden beri her kavim, yılın ba'zı günlerine önem vermiş, bunu çeşitli şekillerde kutlamıştır. Dînî ve millî bakımdan önemi olan, milletçe her sene kutlanan bu günlere, çeşitli isimler verilmiştir.
İslâmiyetten önce Türk kavimler ve devletler kendi inanç, örf ve âdetlerine göre belli günleri, kendileri için kutsal kabûl etmişler ve bu günleri çeşitli merâsimlerle kutlamışlardır.
Dede Korkut Hikâyelerinde belirtildiği üzere, Hânların başa geçmelerini, doğum ve zaferlerini kutlamak için toplandıkları, şölenler tertip ettikleri, ölümleri için yuğ, yanî yas merâsimi yaptıkları bilinmektedir. Türkler Müslümân olunca, bu eski âdetlerini terk ettiler.
İslâmiyetten sonra bayram ma'nâsına gelen "îd" ta’bîri kullanılmıştır. Her yıl Müslümânların sevinçli, neş’eli günleri tekrâr geldiği, sürûrları avdet ettiği için, böyle sevinçli günlere “ıyd = îd”, ya'nî "Bayram" denilmiştir.
Şevval ayının birinci günü “îd-i fıtır” yâni Ramazân Bayramının birinci günü, 10 Zilhicce de “îd-i adhâ” ya’nî Kurbân Bayramının 1. günüdür.
İslâmiyette bayram günleri, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanından beri, husûsî bir şekilde kutlanagelmiştir. Bütün İslâm devletlerinde de bayramlar bugüne kadar kutlanarak gelmiştir.
Peygamber Efendimiz Medîne'ye hicret edince, Medînelilerin Câhiliye âdetlerinden kalma bayramları kutladıklarını gördü ve onları îkâz etti; “Allahü teâlâ, size onlardan daha hayırlı iki bayramı (Ramazân ve Kurbân Bayramlarını) ihsân etti” buyurdu.
Dînimize göre, bayram ikidir. Birincisi, Arabî aylardan Şevvâl ayının birinci günü “Ramazân bayramı”; ikincisi, Zilhicce ayının onuncu günü “Kurbân bayramı”dır. Ramazân bayramı, üç gün, Kurbân bayramı ise dört gündür.
Allahü teâlâ, Cenneti Ramazan Bayramı günü yarattı. Tûbâ ağacını o gün dikti. Cebrâil aleyhisselâmı o gün vahiy elçiliğine seçti.
Peygamber Efendimizin ilk kıldığı bayram namazı, Ramazan Bayramı namazıdır.
NİÇİN BAYRAM DENİLMİŞTİR?
İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bayram denilmesinin sebeplerini şöyle açıklamaktadır:
“1- Mü'minler, Ramazan Bayramı’nda, Allahü teâlânın farz kıldığı Ramazan orucunu tutabildikleri için çok sevinirler, bunu bayram kabûl ederler.
2- Bayramlar her sene tekrâr geliyor. Bu sevinçli gün tekrârlandığı için bayram denilmiştir. [Zâten bayram ma’nâsına gelen “îd” kelimesi de “avdet” kökünden gelmektedir.]
3- Bayramda Allah’ın ihsânı bol oluyor; bol bol ihsâna kavuşulduğu için bayram denilmiştir.
4- Bayram günü gelince sevinç ve neş’e de geliyor; üzüntüler unutuluyor. Bunun için bayram denilmiştir.”
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Prof. Dr. Ramazan AYVALLI
Ramazan ve bayrama veda...
Resûlullah Efendimiz "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket ihsân eyle ve bizi Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye duâ ederdi. Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Bildiğiniz gibi, takrîben 3 ay kadar önce, dînimizde kıymet verilen, mübârek gün ve gecelerin çok kesîf olarak bulunduğu büyük bir manevî atmosfere girmiştik. Resûlullah Efendimiz, Recep ve Şa’bân aylarına çok değer verir ve "Yâ Rabbî, Receb ve Şa’bân aylarında bizler için bereket ihsân eyle ve bizi Ramazân’a da eriştir, kavuştur" diye duâ ederdi. Bizler de, bu duâyı çokça okuduk...
Çok eskilerden beri her kavim, yılın ba'zı günlerine önem vermiş, bunu çeşitli şekillerde kutlamıştır. Dînî ve millî bakımdan önemi olan, milletçe her sene kutlanan bu günlere, çeşitli isimler verilmiştir.
İslâmiyetten önce Türk kavimler ve devletler kendi inanç, örf ve âdetlerine göre belli günleri, kendileri için kutsal kabûl etmişler ve bu günleri çeşitli merâsimlerle kutlamışlardır.
Dede Korkut Hikâyelerinde belirtildiği üzere, Hânların başa geçmelerini, doğum ve zaferlerini kutlamak için toplandıkları, şölenler tertip ettikleri, ölümleri için yuğ, yanî yas merâsimi yaptıkları bilinmektedir. Türkler Müslümân olunca, bu eski âdetlerini terk ettiler.
İslâmiyetten sonra bayram ma'nâsına gelen "îd" ta’bîri kullanılmıştır. Her yıl Müslümânların sevinçli, neş’eli günleri tekrâr geldiği, sürûrları avdet ettiği için, böyle sevinçli günlere “ıyd = îd”, ya'nî "Bayram" denilmiştir.
Şevval ayının birinci günü “îd-i fıtır” yâni Ramazân Bayramının birinci günü, 10 Zilhicce de “îd-i adhâ” ya’nî Kurbân Bayramının 1. günüdür.
İslâmiyette bayram günleri, Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanından beri, husûsî bir şekilde kutlanagelmiştir. Bütün İslâm devletlerinde de bayramlar bugüne kadar kutlanarak gelmiştir.
Peygamber Efendimiz Medîne'ye hicret edince, Medînelilerin Câhiliye âdetlerinden kalma bayramları kutladıklarını gördü ve onları îkâz etti; “Allahü teâlâ, size onlardan daha hayırlı iki bayramı (Ramazân ve Kurbân Bayramlarını) ihsân etti” buyurdu.
Dînimize göre, bayram ikidir. Birincisi, Arabî aylardan Şevvâl ayının birinci günü “Ramazân bayramı”; ikincisi, Zilhicce ayının onuncu günü “Kurbân bayramı”dır. Ramazân bayramı, üç gün, Kurbân bayramı ise dört gündür.
Allahü teâlâ, Cenneti Ramazan Bayramı günü yarattı. Tûbâ ağacını o gün dikti. Cebrâil aleyhisselâmı o gün vahiy elçiliğine seçti.
Peygamber Efendimizin ilk kıldığı bayram namazı, Ramazan Bayramı namazıdır.
NİÇİN BAYRAM DENİLMİŞTİR?
İmâm-ı Gazâlî hazretleri, bayram denilmesinin sebeplerini şöyle açıklamaktadır:
“1- Mü'minler, Ramazan Bayramı’nda, Allahü teâlânın farz kıldığı Ramazan orucunu tutabildikleri için çok sevinirler, bunu bayram kabûl ederler.
2- Bayramlar her sene tekrâr geliyor. Bu sevinçli gün tekrârlandığı için bayram denilmiştir. [Zâten bayram ma’nâsına gelen “îd” kelimesi de “avdet” kökünden gelmektedir.]
3- Bayramda Allah’ın ihsânı bol oluyor; bol bol ihsâna kavuşulduğu için bayram denilmiştir.
4- Bayram günü gelince sevinç ve neş’e de geliyor; üzüntüler unutuluyor. Bunun için bayram denilmiştir.”