Hava Durumu

Her dinde oruç vardı...

Yazının Giriş Tarihi: 23.02.2026 21:39
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.02.2026 21:40

Hemen hemen her dinde oruç vardı. Aslı hak bir dîne dayanmayan, bâtıl, bozuk inançlarda da oruca benzer ibâdetler görülmektedir.

Geçen haftaki 2 makâlemizde, sizlere, Ramazân-ı şerîf ayı ve oruç ibâdeti hakkında birkaç kelime arzetmiştik; birkaç âyet-i kerîme ile birkaç hadîs-i şerîf nakletmiştik. Mübârek ay içerisinde bulunmamız sebebiyle, bu hafta da inşâallah aynı konuya devâm edeceğiz...

Oruç, diğer Peygamberlere ve ümmetlerine de farz kılınmıştı; daha önceki ümmetler de oruç tutarlardı; hattâ dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk Peygamber olan Âdem aleyhisselâmdan beri oruç tutulurdu.

Bugün bozulmuş, aslından uzaklaştırılmış hâlde olan Yahûdîlikte ve Hıristiyânlıkta da oruç vardı. Davûd aleyhisselâm da, bir gün oruç tutar, bir gün yerdi. Bir sene böyle devâm ederdi. Peygamber Efendimiz, bunun en fazîletli nâfile oruç olduğunu, bazı hadîslerinde haber vermiştir.

Hemen hemen her dinde oruç vardı. Aslı hak bir dîne dayanmayan, bâtıl, bozuk inançlarda da oruca benzer ibâdetler görülmektedir. Bu ibâdetler, daha önce o bölgelerde yaşamış olan hak Peygamberlerden kalmış olmalıdır. Ama bozula-bozula, o dînlerin sâliklerinin şimdi tatbîk ettikleri hâle gelmiştir.

Bir hadîs-i kudsîde, “Âdemoğlunun bütün amelleri kendisi içindir; ancak oruç müstesnâ, o benim içindir ve onun mükâfâtını ben vereceğim. Çünkü o, yemesini, içmesini ve şehevî arzûlarını benim için terk ediyor” buyurulması, orucun şerefini belirtmek içindir.

Nitekim Cenâb-ı Hak, Kâbe-i şerîfenin şerefini belirtmek için de “Beytim=evim” buyurmuştur. Hâlbuki O, mekândan münezzehtir. Burada, şu husûsu önemle vurgulamalıyız ki: Allahü teâlânın, bizim ibâdetlerimize ihtiyâcı olmadığı gibi, bizim ibâdetlerimizin de O'na hiçbir faydası yoktur.

Her insanın yaptığı ibâdetin faydası, yalnız kendisinedir. Zâten böyle olduğu Fâtır sûresinin 18. âyet-i kerîmesinde de açıkça haber verilmektedir. İnsanların ibâdet ve isyânları, Cenâb-ı Hakk'ın celâli, azameti, büyüklüğü karşısında aynıdır. Bütün insanlar, cinnîler ve diğer mahlûkât, Allahü teâlâya, en müttakî bir kul gibi ibâdet etseler, O'na herhangi bir faydası olmaz. Bunun tersine bütün mahlûkât, O'na küfretseler, bunun da herhangi bir zararı olmaz.

Sevgili Peygamberimiz buyurmuşlardır ki:

“Kim, Ramazân orucunun farziyyetine inanarak ve sevâbını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutarsa, geçmiş günâhları affolur.” (Buhârî)

“Ramazân ayı bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günâhları bağışlar, duâları kabûl eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrûm kalır.” [Taberânî]

“Ramazân-ı şerîf ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, mü’minlere istiğfâr etmelerini emreder.” [Deylemî]

“Ramazân ayının başı rahmet, ortası mağfiret, sonuysa Cehennemden kurtuluştur.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

“Ramazân ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.” [Nesâî]

“Ramazân ayında âilenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda [cihâd için] yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbn-i Ebi’d-dünyâ]

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.