İnsanları tanımak aslında o kadar da zor değildir.
Biraz dikkatle bakınca herkesin sesini yükselttiği yerde neyi sakladığını, sustuğu yerde neyi taşıdığını anlamak mümkündür. Çünkü insan, çoğu zaman en çok gizlemeye çalıştığı yerden görünür. Bir bakışta, yarım kalan bir cümlede, sebepsiz bir öfkede ya da beklenmedik bir sessizlikte…
Zamanla insanların kırılgan taraflarını öğreniriz.
Kimin hangi konuda hassas olduğunu, hangi kelimenin canını yakacağını, hangi hatıranın hâlâ içinde sızladığını fark ederiz. Ama işte tam o noktada insanın karakteri ortaya çıkar.
Çünkü mesele insanların zayıf noktalarını görmek değildir.
Bugün birçok insan başkalarının zaaflarını bir güç unsuru olarak görüyor. Dinliyor ama anlamak için değil. Yakınlaşıyor ama bağ kurmak için değil. Öğreniyor ama gerektiğinde kullanabilmek için.
Oysa bir insanın yarasını bilmek seni değerli yapmaz.
O yaraya basmamayı seçmek yapar.
Karşındaki insan sana kendini açtığında, aslında sana sadece bir hikâye anlatmaz. Sana bir emanet bırakır. Korkularını, geçmişini, eksiklerini ve kırılmış yanlarını teslim eder.
O emaneti koruyabiliyorsan insansındır.
Yok eğer onu bir gün öfkenin, çıkarın ya da üstün gelme isteğinin malzemesi yapıyorsan, öğrendiğin şey bilgi değil; sadece silahtır.
Hepimizin içinde kimsenin bilmediği savaşlar vardır.
Dışarıdan güçlü görünen insanların geceleri sessizce ağladığı olur. Sürekli gülümseyenlerin içinde yıllardır kapanmayan boşluklar bulunur. Kimi bir kaybın yasını taşır, kimi bir pişmanlığın yükünü. Ve çoğu zaman insanlar, göründüklerinden çok daha ağır yüklerle yürürler hayatta.
Bu yüzden nezaket sadece güzel söz söylemek değildir.
Nezaket bazen susmaktır.
Bazen bildiğin hâlde söylememektir.
Bazen de karşındaki insanın en hassas yerini görüp oraya hiç dokunmamaktır.
Çünkü iyilik her zaman bir yarayı sarmak değildir.
Bazen en büyük iyilik, o yarayı yeniden kanatmamakta gizlidir.
Hayatta birçok insan kalp kıracak güce sahiptir.
Ama çok az insan o güce sahip olduğu hâlde kendini durdurabilir.
İşte erdem tam da burada başlar.
Çünkü bir insanın gerçek karakteri, yarayı bulduğunda değil; ona dokunmamayı seçtiğinde ortaya çıkar.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Yaraya Dokunmamak
İnsanları tanımak aslında o kadar da zor değildir.
Biraz dikkatle bakınca herkesin sesini yükselttiği yerde neyi sakladığını, sustuğu yerde neyi taşıdığını anlamak mümkündür. Çünkü insan, çoğu zaman en çok gizlemeye çalıştığı yerden görünür. Bir bakışta, yarım kalan bir cümlede, sebepsiz bir öfkede ya da beklenmedik bir sessizlikte…
Zamanla insanların kırılgan taraflarını öğreniriz.
Kimin hangi konuda hassas olduğunu, hangi kelimenin canını yakacağını, hangi hatıranın hâlâ içinde sızladığını fark ederiz. Ama işte tam o noktada insanın karakteri ortaya çıkar.
Çünkü mesele insanların zayıf noktalarını görmek değildir.
Mesele, gördüğün hâlde oraya dokunmamayı seçebilmektir.
Bugün birçok insan başkalarının zaaflarını bir güç unsuru olarak görüyor. Dinliyor ama anlamak için değil. Yakınlaşıyor ama bağ kurmak için değil. Öğreniyor ama gerektiğinde kullanabilmek için.
Oysa bir insanın yarasını bilmek seni değerli yapmaz.
O yaraya basmamayı seçmek yapar.
Karşındaki insan sana kendini açtığında, aslında sana sadece bir hikâye anlatmaz. Sana bir emanet bırakır. Korkularını, geçmişini, eksiklerini ve kırılmış yanlarını teslim eder.
O emaneti koruyabiliyorsan insansındır.
Yok eğer onu bir gün öfkenin, çıkarın ya da üstün gelme isteğinin malzemesi yapıyorsan, öğrendiğin şey bilgi değil; sadece silahtır.
Hepimizin içinde kimsenin bilmediği savaşlar vardır.
Dışarıdan güçlü görünen insanların geceleri sessizce ağladığı olur. Sürekli gülümseyenlerin içinde yıllardır kapanmayan boşluklar bulunur. Kimi bir kaybın yasını taşır, kimi bir pişmanlığın yükünü. Ve çoğu zaman insanlar, göründüklerinden çok daha ağır yüklerle yürürler hayatta.
Bu yüzden nezaket sadece güzel söz söylemek değildir.
Nezaket bazen susmaktır.
Bazen bildiğin hâlde söylememektir.
Bazen de karşındaki insanın en hassas yerini görüp oraya hiç dokunmamaktır.
Çünkü iyilik her zaman bir yarayı sarmak değildir.
Bazen en büyük iyilik, o yarayı yeniden kanatmamakta gizlidir.
Hayatta birçok insan kalp kıracak güce sahiptir.
Ama çok az insan o güce sahip olduğu hâlde kendini durdurabilir.
İşte erdem tam da burada başlar.
Çünkü bir insanın gerçek karakteri, yarayı bulduğunda değil; ona dokunmamayı seçtiğinde ortaya çıkar.