“Nasılsın?” sorusuna insanların çoğu artık aynı cevabı veriyor:
“Ne olsun işte… Aynı. Rutin…”
Sanki rutin kötü bir şeymiş gibi konuşuyoruz. Oysa insan, rutinin ne kadar kıymetli olduğunu onu kaybettiğinde anlıyor. Her sabah söylenerek gittiğin iş yerinin bir gün kapısına kilit vurulduğunda mesela… “Yine iş, yine aynı insanlar” dediğin günleri bile özlüyorsun sonra.
“Yarın ararım” diye ertelediğin bir dostunun, annenin ya da babanın ölüm haberini aldığında anlıyorsun bazı insanların gerçekten bir gün ulaşılamaz olduğunu. Can sıkıntısıyla oturduğun evden ayrılmak zorunda kaldığında, bir zamanlar dar gelen o odalar bile gözünde büyüyor.
Sağlıklıyken hiç düşünmediğin bir organın görevini yapamaz hale geldiğinde ise insan, ağrısız yürüyebilmenin bile büyük nimet olduğunu öğreniyor. Çünkü insan sahip olduğu şeylerin değil, kaybettiği şeylerin kıymetini daha iyi biliyor.
Her gün aynı sofraya oturmak, aynı anahtarla aynı kapıyı açmak, sevdiğin insanların sesini duymak… Bunlar aslında sıradan şeyler değil. Biz sadece alışıyoruz. İnsan en çok sürekli sahip olduğu şeyleri normal sanıyor. Anne hep var olacakmış gibi, eş hep yanında kalacakmış gibi, çocuk hep o evde koşacakmış gibi…
Sonra hayat bir anda düzeni bozuyor. Bir hastalık geliyor, bütün rutin değişiyor. Bir ölüm geliyor, evin sesi değişiyor. Bir huzursuzluk geliyor, insan kendi yuvasında bile yabancı gibi hissediyor.
O yüzden belki de rutin olan şeylere bu kadar üzülmemek gerekiyor. Çünkü bugün “aynı” dediğin hayat, bir başkasının dua edip geri istediği hayat olabilir.
Rutin bazen sıkıcı değildir…
Bazen huzurun ta kendisidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Rutine Şikayet Etmeden Önce Bir Düşün…
“Nasılsın?” sorusuna insanların çoğu artık aynı cevabı veriyor:
“Ne olsun işte… Aynı. Rutin…”
Sanki rutin kötü bir şeymiş gibi konuşuyoruz. Oysa insan, rutinin ne kadar kıymetli olduğunu onu kaybettiğinde anlıyor. Her sabah söylenerek gittiğin iş yerinin bir gün kapısına kilit vurulduğunda mesela… “Yine iş, yine aynı insanlar” dediğin günleri bile özlüyorsun sonra.
“Yarın ararım” diye ertelediğin bir dostunun, annenin ya da babanın ölüm haberini aldığında anlıyorsun bazı insanların gerçekten bir gün ulaşılamaz olduğunu. Can sıkıntısıyla oturduğun evden ayrılmak zorunda kaldığında, bir zamanlar dar gelen o odalar bile gözünde büyüyor.
Sağlıklıyken hiç düşünmediğin bir organın görevini yapamaz hale geldiğinde ise insan, ağrısız yürüyebilmenin bile büyük nimet olduğunu öğreniyor. Çünkü insan sahip olduğu şeylerin değil, kaybettiği şeylerin kıymetini daha iyi biliyor.
Her gün aynı sofraya oturmak, aynı anahtarla aynı kapıyı açmak, sevdiğin insanların sesini duymak… Bunlar aslında sıradan şeyler değil. Biz sadece alışıyoruz. İnsan en çok sürekli sahip olduğu şeyleri normal sanıyor. Anne hep var olacakmış gibi, eş hep yanında kalacakmış gibi, çocuk hep o evde koşacakmış gibi…
Sonra hayat bir anda düzeni bozuyor. Bir hastalık geliyor, bütün rutin değişiyor. Bir ölüm geliyor, evin sesi değişiyor. Bir huzursuzluk geliyor, insan kendi yuvasında bile yabancı gibi hissediyor.
O yüzden belki de rutin olan şeylere bu kadar üzülmemek gerekiyor. Çünkü bugün “aynı” dediğin hayat, bir başkasının dua edip geri istediği hayat olabilir.
Rutin bazen sıkıcı değildir…
Bazen huzurun ta kendisidir.