Bir zamanlar bayramın kokusu günler öncesinden gelirdi. Takvimde bayram yaklaştıkça evlerde tatlı bir telaş başlardı. Ama bugünkü gibi bavul hazırlama telaşı değil… O zamanlar bayram tatil değildi; bayramdı.
İnsanlar oturur tebrik kartları yazardı.
“Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım…” diye başlayan o zarif cümleler günler öncesinden postaya verilirdi. O kadar çok kart gönderilirdi ki postaneler bayramdan önce bayram yaşardı.
Postacı kapıyı çaldığında evde küçük bir heyecan olurdu.
Zarfı kimin gönderdiği merak edilir, kartlar saklanırdı.
Bugün ise bayram kutlamaları çoğu zaman birkaç saniyeye sığıyor.
Telefon açmaya bile gerek duyulmuyor.
WhatsApp’ta bir mesaj geliyor.
Bir çiçek resmi, birkaç parlayan yıldız ve altına yazılmış hazır bir cümle…
Kopyala, yapıştır, gönder.
Belki de en garibi şu:
Aynı mesaj aynı anda onlarca kişiye gidiyor.
Eskiden bayram tebriği yazılırdı.
Şimdi bayram mesajı forward ediliyor.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor:
Postacı diye bir meslek hâlâ var mı?
Bizim çocukluğumuzda bayram biraz da sabırsızlıktı. Bayramlık kıyafetler ve yeni ayakkabılar genellikle o gün için alınırdı. O ayakkabıları başucumuza koyar, sabaha kadar heyecandan uyuyamazdık.
Şimdi çocukların başucunda ayakkabı yok.
Tablet var.
Bayram sabahlarının bir başka unutulmaz geleneği daha vardı. Bayram namazının ezanı okunana kadar mahalledeki çocuklar sokaklara dökülürdü. Ellerinde torbalar, poşetler… Kapı kapı dolaşılırdı.
Her kapı çalınırken çocuk sesleri mahallede yankılanırdı:
“Pişi kaldır, şişi!
Vermezsen kapına saman taşı!”
O maniyi söyleyen çocuklar kapıda beklerdi.
Çünkü o günün en güzel ikramlarından biri pişiydi.
Annelerimiz bayram sabahı daha hava aydınlanmadan kalkardı. Ocaklar yakılır, hamurlar hazırlanır, yağ kızdırılırdı. Evlerin mutfağından yükselen o kızarmış hamur kokusu bütün mahalleyi sarardı.
Pişi yapan evler çocukların torbalarına sıcak sıcak pişi koyardı.
Pişi yapmayan evler ise şeker verir, çocukları boş göndermezdi.
Bir mahallede onlarca çocuk kapı kapı dolaşırdı ama kimse bundan rahatsız olmazdı. Aksine herkes kapısını biraz daha erken açmak için hazırlanırdı.
O sabahlar mahalleler çocuk sesleriyle bayram yapardı.
Sonra sabah olurdu. Babamız bayram namazından dönerdi. Eve girerken yüzünde ayrı bir huzur olurdu. Önce onun elini, sonra annemizin elini öperdik.
Ardından küçük bir bayram harçlığı koparmanın sevinci yaşanırdı.
O birkaç banknot çocuk kalbinde koca bir mutluluk demekti.
Bayram kahvaltısından sonra herkes hazırlanırdı.
Temiz kıyafetler giyilir, büyüklerin elleri öpülmek üzere yola çıkılırdı. Önce yakın akrabalar ziyaret edilir, ardından birkaç yan komşuya uğranırdı. Evden eve gidilir, sofralar paylaşılır, sohbetler edilir, büyüklerin hayır duası alınırdı.
Bugün bir çocuğa bayram harçlığı veriyorsunuz.
Çocuk paraya bakıp hesap yapıyor:
“Bu kaç oyun parası ediyor?”
Eskiden bayramın en güzel yanlarından biri de barışma geleneğiydi.
“Bayramda küslük olmaz” denirdi. O gün kırgınlıklar unutulur, gönüller alınırdı.
Bugünün bayramlarına baktığımızda manzara biraz değişmiş gibi görünüyor. Bayram artık çoğu kişi için uzun bir hafta sonu tatili. Arife akşamı yollar doluyor. Bayram sabahı kahvaltısı çoğu zaman bir dinlenme tesisinde yapılıyor.
Eskiden bayram sabahı evlerde yer bulunmazdı.
Şimdi otoyol tesislerinde masa bulunmuyor.
Kapı çalınması mı?
Kimse evde değil ki.
Herkes bir yerlere gitmiş. Sahil kasabaları, tatil beldeleri, Avrupa şehirleri… Sanki bütün akrabalarımız oralara taşınmış gibi.
Şeker meselesi de değişti tabii.
Eskiden bayramda çocuklara şeker verilirdi.
Şimdi bayramda en çok gördüğümüz şey yüksek fiyatlar.
Şeker yerine bayram kazığı dağıtılıyor desek pek de yanlış olmaz.
Bazen insan kendi kendine soruyor:
Bayramlarımızı kim çaldı?
Biraz düşününce akla tuhaf bir ihtimal geliyor.
Belki de o hırsız biziz.
Ama yine de her şey kaybolmuş değil.
Bir kapıyı çalmak,
Bir büyüğün elini öpmek,
Bir çocuğun torbasına bir şeker bırakmak…
Belki de bayramı geri getirmek için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur.
Çünkü bayram aslında ne tatildir ne de uzun bir hafta sonu.
Bayram;
aynı sofrada oturabilmek,
aynı kahkahayı paylaşabilmek,
aynı hatırayı yeniden yaşayabilmektir.
Kim bilir…
Belki bir gün yine sabahın erken saatlerinde sokaklarda çocuk sesleri yankılanır.
Anneler mutfakta hamur yoğurur.
Evlerin pencerelerinden o tanıdık koku yayılır.
Ve mahalleler yeniden uyanır…
Pişi kokulu bayram sabahlarına.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Pişi Kokulu Bayram Sabahları
Mutlu bayramlar…
Bir zamanlar bayramın kokusu günler öncesinden gelirdi. Takvimde bayram yaklaştıkça evlerde tatlı bir telaş başlardı. Ama bugünkü gibi bavul hazırlama telaşı değil… O zamanlar bayram tatil değildi; bayramdı.
İnsanlar oturur tebrik kartları yazardı.
“Bayramınızı en içten dileklerimle kutlarım…” diye başlayan o zarif cümleler günler öncesinden postaya verilirdi. O kadar çok kart gönderilirdi ki postaneler bayramdan önce bayram yaşardı.
Postacı kapıyı çaldığında evde küçük bir heyecan olurdu.
Zarfı kimin gönderdiği merak edilir, kartlar saklanırdı.
Bugün ise bayram kutlamaları çoğu zaman birkaç saniyeye sığıyor.
Telefon açmaya bile gerek duyulmuyor.
WhatsApp’ta bir mesaj geliyor.
Bir çiçek resmi, birkaç parlayan yıldız ve altına yazılmış hazır bir cümle…
Kopyala, yapıştır, gönder.
Belki de en garibi şu:
Aynı mesaj aynı anda onlarca kişiye gidiyor.
Eskiden bayram tebriği yazılırdı.
Şimdi bayram mesajı forward ediliyor.
Şimdi insan düşünmeden edemiyor:
Postacı diye bir meslek hâlâ var mı?
Bizim çocukluğumuzda bayram biraz da sabırsızlıktı. Bayramlık kıyafetler ve yeni ayakkabılar genellikle o gün için alınırdı. O ayakkabıları başucumuza koyar, sabaha kadar heyecandan uyuyamazdık.
Şimdi çocukların başucunda ayakkabı yok.
Tablet var.
Bayram sabahlarının bir başka unutulmaz geleneği daha vardı. Bayram namazının ezanı okunana kadar mahalledeki çocuklar sokaklara dökülürdü. Ellerinde torbalar, poşetler… Kapı kapı dolaşılırdı.
Her kapı çalınırken çocuk sesleri mahallede yankılanırdı:
“Pişi kaldır, şişi!
Vermezsen kapına saman taşı!”
O maniyi söyleyen çocuklar kapıda beklerdi.
Çünkü o günün en güzel ikramlarından biri pişiydi.
Annelerimiz bayram sabahı daha hava aydınlanmadan kalkardı. Ocaklar yakılır, hamurlar hazırlanır, yağ kızdırılırdı. Evlerin mutfağından yükselen o kızarmış hamur kokusu bütün mahalleyi sarardı.
Pişi yapan evler çocukların torbalarına sıcak sıcak pişi koyardı.
Pişi yapmayan evler ise şeker verir, çocukları boş göndermezdi.
Bir mahallede onlarca çocuk kapı kapı dolaşırdı ama kimse bundan rahatsız olmazdı. Aksine herkes kapısını biraz daha erken açmak için hazırlanırdı.
O sabahlar mahalleler çocuk sesleriyle bayram yapardı.
Sonra sabah olurdu. Babamız bayram namazından dönerdi. Eve girerken yüzünde ayrı bir huzur olurdu. Önce onun elini, sonra annemizin elini öperdik.
Ardından küçük bir bayram harçlığı koparmanın sevinci yaşanırdı.
O birkaç banknot çocuk kalbinde koca bir mutluluk demekti.
Bayram kahvaltısından sonra herkes hazırlanırdı.
Temiz kıyafetler giyilir, büyüklerin elleri öpülmek üzere yola çıkılırdı. Önce yakın akrabalar ziyaret edilir, ardından birkaç yan komşuya uğranırdı. Evden eve gidilir, sofralar paylaşılır, sohbetler edilir, büyüklerin hayır duası alınırdı.
Bugün bir çocuğa bayram harçlığı veriyorsunuz.
Çocuk paraya bakıp hesap yapıyor:
“Bu kaç oyun parası ediyor?”
Eskiden bayramın en güzel yanlarından biri de barışma geleneğiydi.
“Bayramda küslük olmaz” denirdi. O gün kırgınlıklar unutulur, gönüller alınırdı.
Bugünün bayramlarına baktığımızda manzara biraz değişmiş gibi görünüyor. Bayram artık çoğu kişi için uzun bir hafta sonu tatili. Arife akşamı yollar doluyor. Bayram sabahı kahvaltısı çoğu zaman bir dinlenme tesisinde yapılıyor.
Eskiden bayram sabahı evlerde yer bulunmazdı.
Şimdi otoyol tesislerinde masa bulunmuyor.
Kapı çalınması mı?
Kimse evde değil ki.
Herkes bir yerlere gitmiş. Sahil kasabaları, tatil beldeleri, Avrupa şehirleri… Sanki bütün akrabalarımız oralara taşınmış gibi.
Şeker meselesi de değişti tabii.
Eskiden bayramda çocuklara şeker verilirdi.
Şimdi bayramda en çok gördüğümüz şey yüksek fiyatlar.
Şeker yerine bayram kazığı dağıtılıyor desek pek de yanlış olmaz.
Bazen insan kendi kendine soruyor:
Bayramlarımızı kim çaldı?
Biraz düşününce akla tuhaf bir ihtimal geliyor.
Belki de o hırsız biziz.
Ama yine de her şey kaybolmuş değil.
Bir kapıyı çalmak,
Bir büyüğün elini öpmek,
Bir çocuğun torbasına bir şeker bırakmak…
Belki de bayramı geri getirmek için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur.
Çünkü bayram aslında ne tatildir ne de uzun bir hafta sonu.
Bayram;
aynı sofrada oturabilmek,
aynı kahkahayı paylaşabilmek,
aynı hatırayı yeniden yaşayabilmektir.
Kim bilir…
Belki bir gün yine sabahın erken saatlerinde sokaklarda çocuk sesleri yankılanır.
Anneler mutfakta hamur yoğurur.
Evlerin pencerelerinden o tanıdık koku yayılır.
Ve mahalleler yeniden uyanır…
Pişi kokulu bayram sabahlarına.