Memlekette bazı şeyler vardır ki, yıllar geçse de değişmez.
Mesela ustayla iş yaptırmak…
Bu, başlı başına bir tecrübe değil, adeta bir sabır testidir.
İnsan basit bir hayalle başlar:
“Şu banyoyu bir yaptırayım, içim rahat etsin.”
Ama o hayal, çoğu zaman fayansın ortasında biriken suyla birlikte yavaş yavaş akıp gider.
Fayans döşenir, ilk duş alınır ve gerçek ortaya çıkar:
Banyonun ortasında küçük ama kararlı bir göl.
Öyle hemen dağılmaz, öyle kolay pes etmez…
Sanki oraya aitmiş gibi.
Ustaya durumu anlatırsın.
Gözlerini kısarak bakar, başını hafifçe yana eğer ve o klasik cümleyi kurar:
“Abi eğim var aslında… senin göz alışmamış.”
O an anlarsın ki, mesele teknik değil…
Mesele bakış açısıdır.
Ama işin sadece yapılanla değil, yapılma süreciyle de ayrı bir hikâyesi vardır.
Ustayı ararsın:
“Ne zaman geliyorsun?”
Cevap net gibi ama aslında hiçbir şey söylemez:
“Abi yarım saate kadar sendeyim.”
O yarım saat…
Zamanın en esnek, en yoruma açık dilimidir.
Bazen iki saat olur, bazen ertesi gün.
Bir başka klasik:
“Öğleden sonra gelirim.”
Ama o “öğleden sonra” hangi günün, hangi saatin öğleden sonrası…
Orası tamamen ustanın iç dünyasına bağlıdır.
Daha profesyonel versiyonu ise:
“Akşamüstü oradayım abi.”
Akşam olur, üstü olur… ama usta olmaz.
İnsan bir süre sonra saate değil, umuda bakarak beklemeyi öğrenir.
Bu sadece bir ustanın hikâyesi de değildir.
Fayansçı, sıvacı, duvar ustası, pimapen ustası…
Elektrikçi, beyaz eşya tamircisi, kombici, tesisatçı…
Liste uzar gider ama hikâye pek değişmez.
Benzer bir hikâye çatıda da yaşanır.
Çatı yaptırırsın, yağmur yağdığında evin içinde ayrı bir mevsim başlar.
Dışarıda sonbahar, içeride hafif tropikal yağmur…
Damla sesleriyle huzur bulmaya çalışırsın.
Ustaya söylersin:
“Buradan su alıyor.”
Cevap gecikmez:
“Abi suyun da bir yolu var… biraz dolaşıyor.”
Hatta bir tık daha ileri gider:
“Kuşlar da içsin abi, sevap…”
Böylece anlarız ki, yaptırdığımız şey aslında bir çatı değil,
çok amaçlı bir ekosistemdir.
İşin en ilginç yanı ise suçun hiçbir zaman sabit kalmamasıdır.
Fayansçıya sorarsın, sıvacıyı işaret eder.
Sıvacıya sorarsın, duvar ustasını.
Duvar ustası ise konuya felsefi yaklaşır:
“Ben taşı koyarım, karakterini zaman verir.”
Pimapen ustası ise ayrı bir dünya…
Pencereden rüzgâr girer, perde dalgalanır, içeride Karadeniz esintisi.
Sorduğunda cevabı hazırdır:
“Abi o hava değil, doğal klima.”
Her usta işini kusursuz yaptığını söyler.
Gerçekten de hepsi kendi açısından haklıdır.
Ama ortaya çıkan sonuç, garip bir şekilde hiçbirinin anlattığına benzemez.
Asıl mesele belki de şudur:
Biz iş yaptırdığımızı zannederiz,
onlar ise bir hikâye bırakır.
O hikâyede biraz su birikir,
biraz rüzgâr eser,
biraz da bekleyiş uzar.
Ve insan en sonunda şunu fark eder:
Bu memlekette ustayı değil, sabrı yetiştiriyoruz.
İşi değil, bahaneyi teslim alıyoruz.
Ve galiba en acısı da şu;
Parayı veriyoruz…
Ama hâlâ “yarım saate kadar gelecek” olan bir çözüme inanıyoruz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Paramızla Rezil Olmanın İncelikleri
Memlekette bazı şeyler vardır ki, yıllar geçse de değişmez.
Mesela ustayla iş yaptırmak…
Bu, başlı başına bir tecrübe değil, adeta bir sabır testidir.
İnsan basit bir hayalle başlar:
“Şu banyoyu bir yaptırayım, içim rahat etsin.”
Ama o hayal, çoğu zaman fayansın ortasında biriken suyla birlikte yavaş yavaş akıp gider.
Fayans döşenir, ilk duş alınır ve gerçek ortaya çıkar:
Banyonun ortasında küçük ama kararlı bir göl.
Öyle hemen dağılmaz, öyle kolay pes etmez…
Sanki oraya aitmiş gibi.
Ustaya durumu anlatırsın.
Gözlerini kısarak bakar, başını hafifçe yana eğer ve o klasik cümleyi kurar:
“Abi eğim var aslında… senin göz alışmamış.”
O an anlarsın ki, mesele teknik değil…
Mesele bakış açısıdır.
Ama işin sadece yapılanla değil, yapılma süreciyle de ayrı bir hikâyesi vardır.
Ustayı ararsın:
“Ne zaman geliyorsun?”
Cevap net gibi ama aslında hiçbir şey söylemez:
“Abi yarım saate kadar sendeyim.”
O yarım saat…
Zamanın en esnek, en yoruma açık dilimidir.
Bazen iki saat olur, bazen ertesi gün.
Bir başka klasik:
“Öğleden sonra gelirim.”
Ama o “öğleden sonra” hangi günün, hangi saatin öğleden sonrası…
Orası tamamen ustanın iç dünyasına bağlıdır.
Daha profesyonel versiyonu ise:
“Akşamüstü oradayım abi.”
Akşam olur, üstü olur… ama usta olmaz.
İnsan bir süre sonra saate değil, umuda bakarak beklemeyi öğrenir.
Bu sadece bir ustanın hikâyesi de değildir.
Fayansçı, sıvacı, duvar ustası, pimapen ustası…
Elektrikçi, beyaz eşya tamircisi, kombici, tesisatçı…
Liste uzar gider ama hikâye pek değişmez.
Benzer bir hikâye çatıda da yaşanır.
Çatı yaptırırsın, yağmur yağdığında evin içinde ayrı bir mevsim başlar.
Dışarıda sonbahar, içeride hafif tropikal yağmur…
Damla sesleriyle huzur bulmaya çalışırsın.
Ustaya söylersin:
“Buradan su alıyor.”
Cevap gecikmez:
“Abi suyun da bir yolu var… biraz dolaşıyor.”
Hatta bir tık daha ileri gider:
“Kuşlar da içsin abi, sevap…”
Böylece anlarız ki, yaptırdığımız şey aslında bir çatı değil,
çok amaçlı bir ekosistemdir.
İşin en ilginç yanı ise suçun hiçbir zaman sabit kalmamasıdır.
Fayansçıya sorarsın, sıvacıyı işaret eder.
Sıvacıya sorarsın, duvar ustasını.
Duvar ustası ise konuya felsefi yaklaşır:
“Ben taşı koyarım, karakterini zaman verir.”
Pimapen ustası ise ayrı bir dünya…
Pencereden rüzgâr girer, perde dalgalanır, içeride Karadeniz esintisi.
Sorduğunda cevabı hazırdır:
“Abi o hava değil, doğal klima.”
Her usta işini kusursuz yaptığını söyler.
Gerçekten de hepsi kendi açısından haklıdır.
Ama ortaya çıkan sonuç, garip bir şekilde hiçbirinin anlattığına benzemez.
Asıl mesele belki de şudur:
Biz iş yaptırdığımızı zannederiz,
onlar ise bir hikâye bırakır.
O hikâyede biraz su birikir,
biraz rüzgâr eser,
biraz da bekleyiş uzar.
Ve insan en sonunda şunu fark eder:
Bu memlekette ustayı değil, sabrı yetiştiriyoruz.
İşi değil, bahaneyi teslim alıyoruz.
Ve galiba en acısı da şu;
Parayı veriyoruz…
Ama hâlâ “yarım saate kadar gelecek” olan bir çözüme inanıyoruz.