Hiç bu kadar bağlantıdayken, hiç bu kadar yalnız olmamıştık.
Eskiden insanlar birbirine uğrardı.
Kapı çalınır, “geçiyordum” denirdi.
Şimdi ise birbirimizi sadece görüyoruz…
Ama ekrandan.
Birbirimize yakınız belki,
ama içimizde çok uzağız.
Hızlı Yaşıyoruz, Ama Yaşıyor Muyuz?
Her şey hızlandı.
Siparişler, mesajlar, hayatın kendisi…
Ama hız arttıkça,
bir şeyler yavaş yavaş eksildi.
Artık kimse kimseyi gerçekten tanımıyor.
Sadece ne paylaştığını biliyoruz,
nasıl hissettiğini değil.
Aynı Soyadı, Farklı Hayatlar
Bir zamanlar akrabalar, en yakınlarımızdı.
Bayramlar beklenirdi, sofralar kurulurdu.
Herkes birbirinden haberdardı.
Şimdi aynı soyadını taşıyan insanlar bile
birbirine yabancı.
Kimin ne yaşadığını bilmiyoruz.
Kimin derdi var, kimin kalbi kırık…
haberimiz yok.
Ama paylaşılan bir fotoğrafı görüyoruz.
Ve “iyidir” diye düşünüyoruz.
En Büyük Yanılsama: “Yalnız Değilim”
Sosyal medyada yüzlerce insan var.
İsimler, beğeniler, yorumlar…
Ama insanın içi boşsa,
kalabalık da sessiz oluyor.
Akşam olup da içimiz daraldığında,
gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?
İşte asıl yalnızlık burada başlıyor.
Yeni Nesil Yalnızlık
Eskiden yalnızlık, kimsenin olmamasıydı.
Şimdi ise herkesin olması…
ama kimsenin gerçekten olmaması.
Aynı masada oturup konuşamıyoruz.
Aynı evdeyken bile uzak kalabiliyoruz.
Biz konuşmayı unutmadık…
hissetmeyi unuttuk.
Son Söz
Belki de sorun zamanın hızlanması değil.
Belki de biz, birbirimize ayıracak zamanı kaybettik.
Aynı şehirdeyiz, ama görüşemiyoruz.
Aynı ailedeniz, ama birbirimizi tanımıyoruz.
Aynı sofraya oturuyoruz, ama birbirimizi duymuyoruz.
Ve belki de en acısı şu:
Bir gün gerçekten durduğumuzda,
telefonlarımız sustuğunda,
ekranlar karardığında…
Etrafımıza bakacağız.
Ve fark edeceğiz ki—
biz aslında çoktan yalnız kalmışız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Koşarken Kaybettiklerimiz: Hız Çağında Yalnızlık
Sabah gözümüzü açar açmaz telefona uzanıyoruz.
Bildirimler, mesajlar, haberler…
Daha yataktan kalkmadan dünyaya karışıyoruz.
Ama garip bir şey var:
Hiç bu kadar bağlantıdayken, hiç bu kadar yalnız olmamıştık.
Eskiden insanlar birbirine uğrardı.
Kapı çalınır, “geçiyordum” denirdi.
Şimdi ise birbirimizi sadece görüyoruz…
Ama ekrandan.
Birbirimize yakınız belki,
ama içimizde çok uzağız.
Hızlı Yaşıyoruz, Ama Yaşıyor Muyuz?
Her şey hızlandı.
Siparişler, mesajlar, hayatın kendisi…
Ama hız arttıkça,
bir şeyler yavaş yavaş eksildi.
Artık kimse kimseyi gerçekten tanımıyor.
Sadece ne paylaştığını biliyoruz,
nasıl hissettiğini değil.
Aynı Soyadı, Farklı Hayatlar
Bir zamanlar akrabalar, en yakınlarımızdı.
Bayramlar beklenirdi, sofralar kurulurdu.
Herkes birbirinden haberdardı.
Şimdi aynı soyadını taşıyan insanlar bile
birbirine yabancı.
Kimin ne yaşadığını bilmiyoruz.
Kimin derdi var, kimin kalbi kırık…
haberimiz yok.
Ama paylaşılan bir fotoğrafı görüyoruz.
Ve “iyidir” diye düşünüyoruz.
En Büyük Yanılsama: “Yalnız Değilim”
Sosyal medyada yüzlerce insan var.
İsimler, beğeniler, yorumlar…
Ama insanın içi boşsa,
kalabalık da sessiz oluyor.
Akşam olup da içimiz daraldığında,
gerçekten arayabileceğimiz kaç kişi var?
İşte asıl yalnızlık burada başlıyor.
Yeni Nesil Yalnızlık
Eskiden yalnızlık, kimsenin olmamasıydı.
Şimdi ise herkesin olması…
ama kimsenin gerçekten olmaması.
Aynı masada oturup konuşamıyoruz.
Aynı evdeyken bile uzak kalabiliyoruz.
Biz konuşmayı unutmadık…
hissetmeyi unuttuk.
Son Söz
Belki de sorun zamanın hızlanması değil.
Belki de biz, birbirimize ayıracak zamanı kaybettik.
Aynı şehirdeyiz, ama görüşemiyoruz.
Aynı ailedeniz, ama birbirimizi tanımıyoruz.
Aynı sofraya oturuyoruz, ama birbirimizi duymuyoruz.
Ve belki de en acısı şu:
Bir gün gerçekten durduğumuzda,
telefonlarımız sustuğunda,
ekranlar karardığında…
Etrafımıza bakacağız.
Ve fark edeceğiz ki—
biz aslında çoktan yalnız kalmışız.