Anne ve Babamızın Yaşlandığını Ne Zaman Fark Ettik?
Yazının Giriş Tarihi: 05.06.2026 18:42
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.06.2026 18:43
İnsan, anne ve babasının yaşlanacağını bilir.
Ama bunu gerçekten fark etmez.
Çünkü çocukluğumuz boyunca onlar bize hep aynı görünürler.
Babamız güçlüdür.
Annemiz her şeye yetişir.
Düştüğümüzde bizi kaldıran ellerin bir gün titreyebileceğini düşünmeyiz.
Bizi koruyan insanların bir gün korunmaya ihtiyaç duyabileceği aklımızın ucundan bile geçmez.
Sonra bir gün…
Hiç beklemediğimiz bir anda fark ederiz.
Belki merdiven çıkarken babamızın nefes nefese kaldığını görürüz.
Belki yıllardır ağır poşetleri tek eliyle taşıyan adamın, şimdi yardım istemeden taşıyamadığını…
Belki de annemizin yürüyüşünün değiştiğini fark ederiz.
Eskisi kadar hızlı değildir artık.
Bir yere giderken birkaç kez durup dinlenir.
Ve içimizden sessizce şu cümle geçer:
“Aaa… Babam çok yaşlanmış.”
Bu cümleyi ilk düşündüğümüz an, çocukluğumuzun da biraz sona erdiği andır aslında.
Çünkü o güne kadar anne ve babamız bizim için zamanın dışında yaşayan insanlardır.
Sanki onlar hep aynı kalacakmış gibi gelir.
Oysa yıllar onları da sessizce değiştirmiştir.
Saçlarına düşen beyazları önce önemsemeyiz.
Yüzlerindeki çizgileri görmezden geliriz.
Ama sonra bir gün gözlüklerini ararken zorlandıklarını, isimleri karıştırdıklarını, eskiden kolayca yaptıkları şeylerde yorulduklarını görürüz.
Ve zamanın sadece bize değil, onlara da dokunduğunu anlarız.
En acısı da şudur:
Biz büyümekle meşgulken onlar yaşlanmıştır.
Biz okul telaşındaydık.
Sonra iş hayatı.
Sonra evlilik, çocuklar, sorumluluklar…
Hayatı yetişmeye çalışarak yaşarken anne ve babamızın saçlarına birer birer yıllar düşmüştür.
Oysa onlar hâlâ bizi çocuk gibi görürler.
Telefon açtığımızda hâlâ “Yedin mi?” diye sorarlar.
Üşüyüp üşümediğimizi merak ederler.
Kendi ağrılarını anlatmaz, bizim küçük bir baş ağrımız için gece boyunca uyuyamazlar.
Çünkü anne ve baba olmak biraz da budur.
Yaş alsalar da evlatlarını düşünmekten vazgeçemezler.
Belki de insanın içini en çok burkan şey şudur:
Çocukken onların elini tutardık.
Bir gün gelir, fark etmeden onların bizim elimizi tuttuğunu görürüz.
Sonra bir gün daha gelir…
Yolun karşısına geçerken kolumuza girerler.
İşte o an zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlarız.
Hayat bize her şeyin geçici olduğunu öğretir.
Ama anne ve babamızın yaşlandığını görmek, bu gerçeği en derinden hissettiren derslerden biridir.
Bu yüzden belki de hâlâ vakit varken onları biraz daha dinlemek gerekir.
Bir çay içmek.
Birlikte eski fotoğraflara bakmak.
Anlattıkları aynı hikâyeyi bir kez daha sabırla dinlemek.
Çünkü bir gün o hikâyeleri yeniden duymak isteyeceğiz.
Ama anlatacak ses artık yanımızda olmayacak.
Ve o gün geldiğinde, keşke biraz daha otursaydım, biraz daha konuşsaydım, biraz daha sarılsaydım dememek için…
Bugün onları aramak gerekir.
Bugün yanlarında olmak gerekir.
Çünkü biz fark etmesek de zaman geçiyor.
Ve anne ile babamız…
Sessizce yaşlanıyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Anne ve Babamızın Yaşlandığını Ne Zaman Fark Ettik?
İnsan, anne ve babasının yaşlanacağını bilir.
Ama bunu gerçekten fark etmez.
Çünkü çocukluğumuz boyunca onlar bize hep aynı görünürler.
Babamız güçlüdür.
Annemiz her şeye yetişir.
Düştüğümüzde bizi kaldıran ellerin bir gün titreyebileceğini düşünmeyiz.
Bizi koruyan insanların bir gün korunmaya ihtiyaç duyabileceği aklımızın ucundan bile geçmez.
Sonra bir gün…
Hiç beklemediğimiz bir anda fark ederiz.
Belki merdiven çıkarken babamızın nefes nefese kaldığını görürüz.
Belki yıllardır ağır poşetleri tek eliyle taşıyan adamın, şimdi yardım istemeden taşıyamadığını…
Belki de annemizin yürüyüşünün değiştiğini fark ederiz.
Eskisi kadar hızlı değildir artık.
Bir yere giderken birkaç kez durup dinlenir.
Ve içimizden sessizce şu cümle geçer:
“Aaa… Babam çok yaşlanmış.”
Bu cümleyi ilk düşündüğümüz an, çocukluğumuzun da biraz sona erdiği andır aslında.
Çünkü o güne kadar anne ve babamız bizim için zamanın dışında yaşayan insanlardır.
Sanki onlar hep aynı kalacakmış gibi gelir.
Oysa yıllar onları da sessizce değiştirmiştir.
Saçlarına düşen beyazları önce önemsemeyiz.
Yüzlerindeki çizgileri görmezden geliriz.
Ama sonra bir gün gözlüklerini ararken zorlandıklarını, isimleri karıştırdıklarını, eskiden kolayca yaptıkları şeylerde yorulduklarını görürüz.
Ve zamanın sadece bize değil, onlara da dokunduğunu anlarız.
En acısı da şudur:
Biz büyümekle meşgulken onlar yaşlanmıştır.
Biz okul telaşındaydık.
Sonra iş hayatı.
Sonra evlilik, çocuklar, sorumluluklar…
Hayatı yetişmeye çalışarak yaşarken anne ve babamızın saçlarına birer birer yıllar düşmüştür.
Oysa onlar hâlâ bizi çocuk gibi görürler.
Telefon açtığımızda hâlâ “Yedin mi?” diye sorarlar.
Üşüyüp üşümediğimizi merak ederler.
Kendi ağrılarını anlatmaz, bizim küçük bir baş ağrımız için gece boyunca uyuyamazlar.
Çünkü anne ve baba olmak biraz da budur.
Yaş alsalar da evlatlarını düşünmekten vazgeçemezler.
Belki de insanın içini en çok burkan şey şudur:
Çocukken onların elini tutardık.
Bir gün gelir, fark etmeden onların bizim elimizi tuttuğunu görürüz.
Sonra bir gün daha gelir…
Yolun karşısına geçerken kolumuza girerler.
İşte o an zamanın ne kadar hızlı geçtiğini anlarız.
Hayat bize her şeyin geçici olduğunu öğretir.
Ama anne ve babamızın yaşlandığını görmek, bu gerçeği en derinden hissettiren derslerden biridir.
Bu yüzden belki de hâlâ vakit varken onları biraz daha dinlemek gerekir.
Bir çay içmek.
Birlikte eski fotoğraflara bakmak.
Anlattıkları aynı hikâyeyi bir kez daha sabırla dinlemek.
Çünkü bir gün o hikâyeleri yeniden duymak isteyeceğiz.
Ama anlatacak ses artık yanımızda olmayacak.
Ve o gün geldiğinde, keşke biraz daha otursaydım, biraz daha konuşsaydım, biraz daha sarılsaydım dememek için…
Bugün onları aramak gerekir.
Bugün yanlarında olmak gerekir.
Çünkü biz fark etmesek de zaman geçiyor.
Ve anne ile babamız…
Sessizce yaşlanıyor.