“Alışkanlık anahtarı yitirilmiş bir kelepçedir” diye bir söz vardır. İlk duyduğumda biraz abartılı gelmişti bana. Sonra insan hayatına şöyle bir bakınca, bu sözün hiç de haksız olmadığını fark ediyor.
İnsan çoğu zaman özgür olduğunu düşünür. İstediğini yapıyor, istediği yere gidiyor zanneder. Ama dikkatli bakınca hayatımızın büyük kısmının alışkanlıklarla örülü olduğunu görürüz. Sabah kalkış saatimiz, içtiğimiz çay, gittiğimiz yol, hatta bazen kurduğumuz cümleler bile hep aynı.
Mesela bazı insanlar vardır; sabah çayını içmeden kendine gelemez. Çay gecikse sanki bütün gün aksayacak gibi hisseder. Bir gün yanlışlıkla kahve verilse, insanın içinden hemen şu cümle geçer:
“Bugün galiba hiçbir şey yolunda gitmeyecek.”
Oysa ortada büyük bir mesele yoktur. Sadece alışkanlık biraz sarsılmıştır.
Alışkanlıkların ilginç tarafı şudur: Başta hayatı kolaylaştırırlar. Düşünmeden yaptığımız pek çok şey aslında alışkanlık sayesinde olur. Ama zamanla fark etmeden bizi yöneten bir güce dönüşebilirler. İnsan bazen bir şeyi gerçekten istediği için değil, sadece hep öyle yaptığı için yapmaya devam eder.
Bir arkadaşım yıllardır aynı diziyi izliyordu. Bir gün kendisine sordum:
“Gerçekten seviyor musun bu diziyi?”
Biraz düşündü, sonra gülerek şöyle dedi:
“Aslında pek sevmiyorum ama yıllardır izliyorum işte.”
İşte alışkanlığın tuhaf tarafı tam da burada. İnsan bazen sevmediği şeyleri bile sırf alıştığı için sürdürür.
Belki de bu yüzden alışkanlık o sözdeki gibi bir kelepçeye benzer. İlk takıldığında fark edilir ama zamanla insan o kelepçeyle yaşamaya alışır. Hatta bir süre sonra varlığını bile unutabilir.
Oysa bazen küçük bir değişiklik bile insanı şaşırtır. Farklı bir yoldan yürümek, yeni bir kitap okumak ya da hiç konuşmadığın biriyle sohbet etmek… Böyle anlarda insan şunu fark eder: O kelepçe sandığı kadar sıkı değildir.
Belki de mesele şudur: İnsan bazı şeyleri değiştirebileceğini hatırladığı anda gerçekten özgürleşir.
Çünkü çoğu zaman kaybolduğunu sandığımız anahtar aslında çok uzağımızda değildir.
Bazen sadece fark etmek yeterlidir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mehmet ÇANAK
Alışkanlık: Anahtarı Kaybolmuş Bir Kelepçe
“Alışkanlık anahtarı yitirilmiş bir kelepçedir” diye bir söz vardır. İlk duyduğumda biraz abartılı gelmişti bana. Sonra insan hayatına şöyle bir bakınca, bu sözün hiç de haksız olmadığını fark ediyor.
İnsan çoğu zaman özgür olduğunu düşünür. İstediğini yapıyor, istediği yere gidiyor zanneder. Ama dikkatli bakınca hayatımızın büyük kısmının alışkanlıklarla örülü olduğunu görürüz. Sabah kalkış saatimiz, içtiğimiz çay, gittiğimiz yol, hatta bazen kurduğumuz cümleler bile hep aynı.
Mesela bazı insanlar vardır; sabah çayını içmeden kendine gelemez. Çay gecikse sanki bütün gün aksayacak gibi hisseder. Bir gün yanlışlıkla kahve verilse, insanın içinden hemen şu cümle geçer:
“Bugün galiba hiçbir şey yolunda gitmeyecek.”
Oysa ortada büyük bir mesele yoktur. Sadece alışkanlık biraz sarsılmıştır.
Alışkanlıkların ilginç tarafı şudur: Başta hayatı kolaylaştırırlar. Düşünmeden yaptığımız pek çok şey aslında alışkanlık sayesinde olur. Ama zamanla fark etmeden bizi yöneten bir güce dönüşebilirler. İnsan bazen bir şeyi gerçekten istediği için değil, sadece hep öyle yaptığı için yapmaya devam eder.
Bir arkadaşım yıllardır aynı diziyi izliyordu. Bir gün kendisine sordum:
“Gerçekten seviyor musun bu diziyi?”
Biraz düşündü, sonra gülerek şöyle dedi:
“Aslında pek sevmiyorum ama yıllardır izliyorum işte.”
İşte alışkanlığın tuhaf tarafı tam da burada. İnsan bazen sevmediği şeyleri bile sırf alıştığı için sürdürür.
Belki de bu yüzden alışkanlık o sözdeki gibi bir kelepçeye benzer. İlk takıldığında fark edilir ama zamanla insan o kelepçeyle yaşamaya alışır. Hatta bir süre sonra varlığını bile unutabilir.
Oysa bazen küçük bir değişiklik bile insanı şaşırtır. Farklı bir yoldan yürümek, yeni bir kitap okumak ya da hiç konuşmadığın biriyle sohbet etmek… Böyle anlarda insan şunu fark eder: O kelepçe sandığı kadar sıkı değildir.
Belki de mesele şudur: İnsan bazı şeyleri değiştirebileceğini hatırladığı anda gerçekten özgürleşir.
Çünkü çoğu zaman kaybolduğunu sandığımız anahtar aslında çok uzağımızda değildir.
Bazen sadece fark etmek yeterlidir.