Şu bayramlar olmasa hayatın tadı da olmaz tuzu da…
Belki zamanın bize koyduğu mânilere takılır, sıradan bir hayata teslim olur, sevdiklerimize de hiç kavuşamazdık.
Hep tarifini yapamayacağımız bir şeyleri beklerdik. Hani bir sebep olsa da görüşebilsek derdik.
Güzel günleri hasretle bekleyen, hayal ettiklerine bir türlü kavuşamayanlar gibi herhalde sabrımızı da ölçemezdik..
Oysa Ramazan geldiğinde biliyoruz ki sonunda bir kavuşma olacak. Hasret kaldığımız her şeye kavuşma…doğup büyüdüğümüz yerlere, orada bizi bekleyen, sevdiklerimize…
Nihayetende kavuşmanın olacağı sabır ne güzel...
Bolluk ve bereketin bir başka adıdır Ramazan. Neşe ve sevincin, îmânın, inancın, muhabbet ve hürmetin adı…birlik ve beraberliğin adı…
Bütün bunların milletçe yaşandığı manevi bir havadır Ramazan.
Faydası üzerine bir şeyler söylemek malumun ilanı olur, öyleyse farklı bir şeyden bahsedelim. O da; “Nerede o eski Ramazanlar, nerede o eski Bayramlar?” diye başlayan konuşmalara cevap olsun.
Eskiden Ramazan’ın kendine has bir kokusu, bir tadı vard. Bitmesini istemediğimiz iftar sofralarında herkes bunu hisseder, o lezzeti alır, iliklerine kadar da yaşardı. O sofrada paylaşılan sadece pideler değil, keyifler, huzur dolu saadetler de paylaşılırdı. Sabrın sonunun nimet olduğu hissedilirdi. Büyük küçük, kadın erkek bütün akrabalar bir arada, gözlerde aynı ışıltılı gülümsemeyi, ağızlarda aynı duâyı , gönüllerde aynı inancı taşımamın güzelliği vardı. Bir ayın sonunda ücretini bekleyen çalışanlar gibi mükâfatını alma sevinci vardı.
Küskünler barışsın, kırgınlıklar bitsin diye beklenilen fırsattı. Dostlukların, sevgilerin çoğalarak zirve yaptığı o günlerin hasretini çekmek gayet tabiiydi. Rabbimizin kullarına en büyük mükafatıydı o mübarek geceler ve günler.
Eski ramazanlar eski bayramlar eskide kaldı gibi görünsede galiba değişen bizleriz.
İyi insanın bir tarifi de geldiği zaman sevinilen gittiği zaman üzünülendir.
Sizi bilmem ama bana hissettirdiği en güzel şey Ramazan-ı şerifin iyi insalar gibi olması. Hasreti çekilen her zaman beklenilen, olması. Gidince de “bir daha kavuşacak mıyız” diye hareket eden tren arkasından göz yaşı ile uğurlanan, veda edilen sevgili gibi.
Neyse ki arkasında bayram gibi bir hediye bırakan bir Ramazan yaşadık.
Şimdi kendime soruyorum; huzuru, neşe ve sevinci bir arada yaşatan Ramazan bitti, bayram geldi diye sevinelim mi? Yoksa “bolluk ve bereketi de yanına alıp gitti; bir daha kavuşur muyuz” diye üzülelim mi ?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ender KANDENİZ
Sevinelim mi?... Üzülelim mi?..
Şu bayramlar olmasa hayatın tadı da olmaz tuzu da…
Belki zamanın bize koyduğu mânilere takılır, sıradan bir hayata teslim olur, sevdiklerimize de hiç kavuşamazdık.
Hep tarifini yapamayacağımız bir şeyleri beklerdik. Hani bir sebep olsa da görüşebilsek derdik.
Güzel günleri hasretle bekleyen, hayal ettiklerine bir türlü kavuşamayanlar gibi herhalde sabrımızı da ölçemezdik..
Oysa Ramazan geldiğinde biliyoruz ki sonunda bir kavuşma olacak. Hasret kaldığımız her şeye kavuşma…doğup büyüdüğümüz yerlere, orada bizi bekleyen, sevdiklerimize…
Nihayetende kavuşmanın olacağı sabır ne güzel...
Bolluk ve bereketin bir başka adıdır Ramazan. Neşe ve sevincin, îmânın, inancın, muhabbet ve hürmetin adı…birlik ve beraberliğin adı…
Bütün bunların milletçe yaşandığı manevi bir havadır Ramazan.
Faydası üzerine bir şeyler söylemek malumun ilanı olur, öyleyse farklı bir şeyden bahsedelim. O da; “Nerede o eski Ramazanlar, nerede o eski Bayramlar?” diye başlayan konuşmalara cevap olsun.
Eskiden Ramazan’ın kendine has bir kokusu, bir tadı vard. Bitmesini istemediğimiz iftar sofralarında herkes bunu hisseder, o lezzeti alır, iliklerine kadar da yaşardı. O sofrada paylaşılan sadece pideler değil, keyifler, huzur dolu saadetler de paylaşılırdı. Sabrın sonunun nimet olduğu hissedilirdi. Büyük küçük, kadın erkek bütün akrabalar bir arada, gözlerde aynı ışıltılı gülümsemeyi, ağızlarda aynı duâyı , gönüllerde aynı inancı taşımamın güzelliği vardı. Bir ayın sonunda ücretini bekleyen çalışanlar gibi mükâfatını alma sevinci vardı.
Küskünler barışsın, kırgınlıklar bitsin diye beklenilen fırsattı. Dostlukların, sevgilerin çoğalarak zirve yaptığı o günlerin hasretini çekmek gayet tabiiydi. Rabbimizin kullarına en büyük mükafatıydı o mübarek geceler ve günler.
Eski ramazanlar eski bayramlar eskide kaldı gibi görünsede galiba değişen bizleriz.
İyi insanın bir tarifi de geldiği zaman sevinilen gittiği zaman üzünülendir.
Sizi bilmem ama bana hissettirdiği en güzel şey Ramazan-ı şerifin iyi insalar gibi olması. Hasreti çekilen her zaman beklenilen, olması. Gidince de “bir daha kavuşacak mıyız” diye hareket eden tren arkasından göz yaşı ile uğurlanan, veda edilen sevgili gibi.
Neyse ki arkasında bayram gibi bir hediye bırakan bir Ramazan yaşadık.
Şimdi kendime soruyorum; huzuru, neşe ve sevinci bir arada yaşatan Ramazan bitti, bayram geldi diye sevinelim mi? Yoksa “bolluk ve bereketi de yanına alıp gitti; bir daha kavuşur muyuz” diye üzülelim mi ?