Çocukluğumuzda akşam gezmeleri en çok hoşlandığımız anılarımızdan biriydi sanırım. Hele bir de misafir olduğumuz evde yaşıtımız çocuklar varsa.
Bu akşamlarda beyler kışın misafir odasında, hanımlar mutfakta, yazları ise bahçede çay kahve ve ikram keyfinde sohbet etme imkanı bulur, biz küçüklere de oynamak için koca bir meydan kalırdı.
Misafirlik önceden haberleşilerek randevu ile ayarlanırdı. Çocuklar bu işin en iyi haberleşme aracıydı. Aa telefon yok muydu? dediğinizi duyar gibiyim.
Telefon evlerimize çok sonradan girdi. Herkesin telefonu yoktu. Postahanede aramak istediğiniz telefon numarasını önceden görevli kayıt memuruna verirdiniz. Birçok işemden geçtikten sonra ve şansınız varsa saatlerce bekledikten sonra görevli memur telefon kulübesine hattınızı bağlayarak görüşmenizi sağlardı. Tabi o arada hatlar karışmaz ve kopmazsa...
İşte haber postacısı biz çocuklar ev sahibine "müsaitseniz akşama geleceğiz" haberini götürürdük...
Davet büyüklerimiz için sohbet, biz çocuklara ise oyun sevinciydi. Koşarak eve gelir,misafir olacağımızı heyecanla annemize haber verirdik. Annemizin sevinci ise yüzündeki tebessümden hemen belli olurdu...
Evlerdeki o sohbetler yaşadığımız hadiselerin, iç dünyamızda süren iyi ya da kötü etkilerini halet-i ruhiyemizinden anlamaktı. Günlük hayatta çekilen çilelerin, dertlerin gönülden paylaşılma haliydi. Maddi ve manevi sıkıntılara birlikte çare arama güzelliğiydi. Dostluğun kıymetini bilmek, değer verildiğini hissetmekti....
Ayrıca o evler de sadece büyüklerin sohbet ihtiyacı için değil, o zaman farkında olmasalar da çocukların gelecekte kuracağı insan ilişkilerinin, dostlukların değerini, sevgi ve saygının önemini bizzat yaşayarak öğrenmesinin eğitim merkeziydi...
Psikolojide terapi sözcüğünün belki de o günkü karşılığıydı sohbet. Hem ruhumuza hem de gönlümüze doktorsuz ve ilaçsız şifaydı. Muhabbetin özü, sevginin kalplerde huzura yolculuğuydu... ve yorgun saatlerin dinlenme buluşmasıydı...
Arzulanan ve özlenilen bir hasletti.
"Hasletti" diyorum; çünkü o sohbetler maalesef ki bitti desem neredeyse hiç kalmadı desem, bana inanır mısınız?
21. asırda ekranlar hayatımıza girdiği günden beri sohbetin özü de, mekanı da hatta tarifi bile değişti. Azala azala geriye neredeyse sadece adı kaldı.
Onun yerini ise teknolojik İletişimin, salgın bir hastalık gibi yaydığı sanal sohbetler aldı. .!
Hele ki cep telefonu ve internet, o eski sohbetlerin güzelliğinden, geriye kalan ne varsa yavaş yavaş hayatımızdan çıkardı...
Şimdi kendimize sormamız gereken soru şu:
"Bizler eskiden olduğu gibi acaba gerçekten sohbet edebiliyor muyuz?"
Yoksa sadece görünüşte sohbet etmek için bir araya gelmiş insanların, fotoğraf karesindeki yüzlerden bir suret miyiz ?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ender KANDENİZ
Müsaitseniz akşama geleceğiz
İnsan yaşadıkça, yaşlandıkça anlıyor...!
Çocukluğumuzda akşam gezmeleri en çok hoşlandığımız anılarımızdan biriydi sanırım. Hele bir de misafir olduğumuz evde yaşıtımız çocuklar varsa.
Bu akşamlarda beyler kışın misafir odasında, hanımlar mutfakta, yazları ise bahçede çay kahve ve ikram keyfinde sohbet etme imkanı bulur, biz küçüklere de oynamak için koca bir meydan kalırdı.
Misafirlik önceden haberleşilerek randevu ile ayarlanırdı. Çocuklar bu işin en iyi haberleşme aracıydı. Aa telefon yok muydu? dediğinizi duyar gibiyim.
Telefon evlerimize çok sonradan girdi. Herkesin telefonu yoktu. Postahanede aramak istediğiniz telefon numarasını önceden görevli kayıt memuruna verirdiniz. Birçok işemden geçtikten sonra ve şansınız varsa saatlerce bekledikten sonra görevli memur telefon kulübesine hattınızı bağlayarak görüşmenizi sağlardı. Tabi o arada hatlar karışmaz ve kopmazsa...
İşte haber postacısı biz çocuklar ev sahibine "müsaitseniz akşama geleceğiz" haberini götürürdük...
Davet büyüklerimiz için sohbet, biz çocuklara ise oyun sevinciydi. Koşarak eve gelir,misafir olacağımızı heyecanla annemize haber verirdik. Annemizin sevinci ise yüzündeki tebessümden hemen belli olurdu...
Evlerdeki o sohbetler yaşadığımız hadiselerin, iç dünyamızda süren iyi ya da kötü etkilerini halet-i ruhiyemizinden anlamaktı. Günlük hayatta çekilen çilelerin, dertlerin gönülden paylaşılma haliydi. Maddi ve manevi sıkıntılara birlikte çare arama güzelliğiydi. Dostluğun kıymetini bilmek, değer verildiğini hissetmekti....
Ayrıca o evler de sadece büyüklerin sohbet ihtiyacı için değil, o zaman farkında olmasalar da çocukların gelecekte kuracağı insan ilişkilerinin, dostlukların değerini, sevgi ve saygının önemini bizzat yaşayarak öğrenmesinin eğitim merkeziydi...
Psikolojide terapi sözcüğünün belki de o günkü karşılığıydı sohbet. Hem ruhumuza hem de gönlümüze doktorsuz ve ilaçsız şifaydı. Muhabbetin özü, sevginin kalplerde huzura yolculuğuydu... ve yorgun saatlerin dinlenme buluşmasıydı...
Arzulanan ve özlenilen bir hasletti.
"Hasletti" diyorum; çünkü o sohbetler maalesef ki bitti desem neredeyse hiç kalmadı desem, bana inanır mısınız?
21. asırda ekranlar hayatımıza girdiği günden beri sohbetin özü de, mekanı da hatta tarifi bile değişti. Azala azala geriye neredeyse sadece adı kaldı.
Onun yerini ise teknolojik İletişimin, salgın bir hastalık gibi yaydığı sanal sohbetler aldı. .!
Hele ki cep telefonu ve internet, o eski sohbetlerin güzelliğinden, geriye kalan ne varsa yavaş yavaş hayatımızdan çıkardı...
Şimdi kendimize sormamız gereken soru şu:
"Bizler eskiden olduğu gibi acaba gerçekten sohbet edebiliyor muyuz?"
Yoksa sadece görünüşte sohbet etmek için bir araya gelmiş insanların, fotoğraf karesindeki yüzlerden bir suret miyiz ?