Yaşadığımız asırda gerçekten mutlu olanların sayısı çok azaldı ve neredeyse herkes bir “mutluluk formülü” arayışı içinde. “Nasıl mutlu olunur?” sualinin cevabını birçoğumuz bildiğini zannetse de gerçekten mutlu olmak artık sizce de o kadar kolay mı?..
Bir düğününüz olsa; yakınlarınızdan ya da tanıdıklarınızdan davetinize herkesin mi gelmesini istersiniz, yoksa sadece “sevdikleriniz ve sizi sevenlerin” gelmesini mi? Böyle bir soru sorulsa ne cevap verirdiniz?..
Etrafınızdaki kalabalığın, sevenlerinizin ve sizinle keyifli vakitler geçirmek isteyenlerin kemiyetinin çok olduğu anlamına geldiğini düşünüyorsanız, muhtemelen kendinizi kandırıyorsunuzdur.
Birlikte paylaşılacak, sohbet konusu olacak kadar, hayatımızdan şikayet ettiğimiz günlük dertlerimiz arttıkça birbirimize yakınlaşmamız da bir o kadar artıyor. Görüştüğünüz kişilerin sayısının artması sizi yanıltmasın. Bu tıpkı aynı doktorun kapısında, aynı dertten muzdarip hastaların muayene sırasını beklerken yakınlaşması gibi. Aynı havayı soluyor, benzer gıdaları alıyor, aynı gökyüzü çatısı altında mesut bir hayat yaşıyor zannedebilirsiniz.
Sarhoşluk gibi anlık ve geçici mutluluklarla geçirdiğiniz zamanları kast etmiyoruz. Yaşadığınız bu beraberlikler, iç huzurunuzu artırmadığını, içinizdeki derin boşluğu doldurmadığını geç de olsa fark ettiriyorsa şanslısınız. Aksine yaşama gayenizi, hedefsiz bir hayatın mutsuzluğunu anlamanıza yardımcı olmuyorsa başınız sürekli ağrıyacak demektir. Böyle beraberlikler içinde mutlu görünen, ama gerçekte yalnız, hüzünlü ve kayıp zamanlar yaşıyorsunuz demektir. Kuru kalabalıkların size hiç faydası yok demektir.
Neden biliyor musunuz?
Bir araya gelmenize sebep olan tek şey; kendi istekleriniz, bunu sağlayacak ortak menfaatleriniz ile arzularınızın buluşturduğu, sadece bedenlerinizin yan yana geldiği ortamlardır.
Oysa “Mühim olan bedenlerimizin bir araya gelmesi değil, kalplerimizin gidip gelmesidir”!..
Kendini mutlu etmek için uğraşanların, mutlu olma şansı hiç yoktur. Başkalarını mutlu etmek için çalışanların ise mutsuz olma lüksü yoktur.
Acizâne size tavsiyem, kendinizi mutlu ve huzurlu hissedeceğiniz, size ulvi bir hayat gayesi veren, insanları seâdet-i dareyne kavuşturacak bir amaca hizmet edenlerin olduğu bir kemiyette, varoluş keyfiyetinizi yaşayın.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ender KANDENİZ
Kemiyet mi keyfiyet mi?
Yaşadığımız asırda gerçekten mutlu olanların sayısı çok azaldı ve neredeyse herkes bir “mutluluk formülü” arayışı içinde. “Nasıl mutlu olunur?” sualinin cevabını birçoğumuz bildiğini zannetse de gerçekten mutlu olmak artık sizce de o kadar kolay mı?..
Bir düğününüz olsa; yakınlarınızdan ya da tanıdıklarınızdan davetinize herkesin mi gelmesini istersiniz, yoksa sadece “sevdikleriniz ve sizi sevenlerin” gelmesini mi? Böyle bir soru sorulsa ne cevap verirdiniz?..
Etrafınızdaki kalabalığın, sevenlerinizin ve sizinle keyifli vakitler geçirmek isteyenlerin kemiyetinin çok olduğu anlamına geldiğini düşünüyorsanız, muhtemelen kendinizi kandırıyorsunuzdur.
Birlikte paylaşılacak, sohbet konusu olacak kadar, hayatımızdan şikayet ettiğimiz günlük dertlerimiz arttıkça birbirimize yakınlaşmamız da bir o kadar artıyor. Görüştüğünüz kişilerin sayısının artması sizi yanıltmasın. Bu tıpkı aynı doktorun kapısında, aynı dertten muzdarip hastaların muayene sırasını beklerken yakınlaşması gibi. Aynı havayı soluyor, benzer gıdaları alıyor, aynı gökyüzü çatısı altında mesut bir hayat yaşıyor zannedebilirsiniz.
Sarhoşluk gibi anlık ve geçici mutluluklarla geçirdiğiniz zamanları kast etmiyoruz. Yaşadığınız bu beraberlikler, iç huzurunuzu artırmadığını, içinizdeki derin boşluğu doldurmadığını geç de olsa fark ettiriyorsa şanslısınız. Aksine yaşama gayenizi, hedefsiz bir hayatın mutsuzluğunu anlamanıza yardımcı olmuyorsa başınız sürekli ağrıyacak demektir. Böyle beraberlikler içinde mutlu görünen, ama gerçekte yalnız, hüzünlü ve kayıp zamanlar yaşıyorsunuz demektir. Kuru kalabalıkların size hiç faydası yok demektir.
Neden biliyor musunuz?
Bir araya gelmenize sebep olan tek şey; kendi istekleriniz, bunu sağlayacak ortak menfaatleriniz ile arzularınızın buluşturduğu, sadece bedenlerinizin yan yana geldiği ortamlardır.
Oysa “Mühim olan bedenlerimizin bir araya gelmesi değil, kalplerimizin gidip gelmesidir”!..
Kendini mutlu etmek için uğraşanların, mutlu olma şansı hiç yoktur. Başkalarını mutlu etmek için çalışanların ise mutsuz olma lüksü yoktur.
Acizâne size tavsiyem, kendinizi mutlu ve huzurlu hissedeceğiniz, size ulvi bir hayat gayesi veren, insanları seâdet-i dareyne kavuşturacak bir amaca hizmet edenlerin olduğu bir kemiyette, varoluş keyfiyetinizi yaşayın.