Her zorluktan geçilmesinin arkasında bir mükafat olmalı elbet.
Akıntıya karşı kürek çekmek. Somon balıklarına işte bu yüzden hep hayret etmişimdir.
Yavrulamak için nehrin akıntısına ters yönde kilometrelerce yüzüyorlar.
Bu inanılmaz fedakarlıklarının mükafatı ise sadece nesillerinin devamını sağlamak…
Her günün bir önceki günü arattığı, bencil insanların doymak bilmez hırslarının zirvede
yaşandığı günümüzde, zamanın hız erozyonu hepimizi ruhen yıpratıyor.
Kaybolup giden maddi ve manevi değerlerimizi korumak için, dünyanın bu kirli akıntısında her şeye rağmen
tersine yüzme fedakarlıklarımızın da bir mükafatı yok mudur?...!
Bizi biz yapan merhamet, ahde vefa, hoşgörü, dürüstlük, güven, adalet, emanete sahip çıkma, menfaatsiz yardımlaşma, inançtaki samimiyet, karşılıksız sevgi, kadirşinaslık gibi özelliklerimiz paha biçilemez zenginliğimizdi...!
Ve bu güzelim değerlerimiz şiarımızdı.
Şimdi bunları tamamen kaybedersek sizce de bir cezası yok mudur?
İnsan ilişkilerinin özünde tek bir kaide vardı;..o da “aldatmamak ve aldanmamaktı”..! Kaide kaybolunca ailede, ticarette ve hükümetlerde güven kayboldu.
Maalesef ki şüphe hayatımıza öyle bir girdi ki neredeyse herkesten her şeyden kuşkulanır olduk. Çok hızlı bir bozulmayla önce sevdiklerimize sonra da insanlara olan güvenimizi kaybettik.
Zaten şimdi milletçe bu kaybın sonuçlarını yaşıyoruz. Devletimize bile güvenmekte zorlanıyoruz.
Oysa eskiden birisi icin güvenilir midir? sorusu düşünülmezdi bile.
Bir başkasının ona kefil olmasına gerek yoktu.çünkü..! Bir insan için en utanılacak sıfat kendisine güvenilmez denilecek olmasıydı. Bu yüzden evlerimizin sokak kapılarında, değil şifreli kilitler ve güvenlik kamerası, asma kilit bile yoktu...!
Verilen sözler senetti. Sözüne güvenmek, şimdiki gibi lafta kalan boş vaat değildi.
Güvenirliği test etmek ihtiyacı olmadığı gibi kimseden şüphe etmek gibi bir derdimiz de yoktu ki. . .
“Hiç kimseye güvenmiyorum” sözü artık size de ağır gelmiyor mu?
Birbirimize geçmişimizdeki gibi güvenmek için ne bekliyoruz?
Sadece şu üç şeyi hayatımızdan çıkarsak, çözüm için yetmez mi ? .
Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek…!
Bunu başarmak belki çok zor olabilir. Ama inanın imkansız değildir…!
Sizce de “çok mu zor”?
Lütfen bir düşünün…!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ender KANDENİZ
Çok mu zor?
Her zorluktan geçilmesinin arkasında bir mükafat olmalı elbet.
Akıntıya karşı kürek çekmek. Somon balıklarına işte bu yüzden hep hayret etmişimdir.
Yavrulamak için nehrin akıntısına ters yönde kilometrelerce yüzüyorlar.
Bu inanılmaz fedakarlıklarının mükafatı ise sadece nesillerinin devamını sağlamak…
Her günün bir önceki günü arattığı, bencil insanların doymak bilmez hırslarının zirvede
yaşandığı günümüzde, zamanın hız erozyonu hepimizi ruhen yıpratıyor.
Kaybolup giden maddi ve manevi değerlerimizi korumak için, dünyanın bu kirli akıntısında her şeye rağmen
tersine yüzme fedakarlıklarımızın da bir mükafatı yok mudur?...!
Bizi biz yapan merhamet, ahde vefa, hoşgörü, dürüstlük, güven, adalet, emanete sahip çıkma, menfaatsiz yardımlaşma, inançtaki samimiyet, karşılıksız sevgi, kadirşinaslık gibi özelliklerimiz paha biçilemez zenginliğimizdi...!
Ve bu güzelim değerlerimiz şiarımızdı.
Şimdi bunları tamamen kaybedersek sizce de bir cezası yok mudur?
İnsan ilişkilerinin özünde tek bir kaide vardı;..o da “aldatmamak ve aldanmamaktı”..! Kaide kaybolunca ailede, ticarette ve hükümetlerde güven kayboldu.
Maalesef ki şüphe hayatımıza öyle bir girdi ki neredeyse herkesten her şeyden kuşkulanır olduk. Çok hızlı bir bozulmayla önce sevdiklerimize sonra da insanlara olan güvenimizi kaybettik.
Zaten şimdi milletçe bu kaybın sonuçlarını yaşıyoruz. Devletimize bile güvenmekte zorlanıyoruz.
Oysa eskiden birisi icin güvenilir midir? sorusu düşünülmezdi bile.
Bir başkasının ona kefil olmasına gerek yoktu.çünkü..! Bir insan için en utanılacak sıfat kendisine güvenilmez denilecek olmasıydı. Bu yüzden evlerimizin sokak kapılarında, değil şifreli kilitler ve güvenlik kamerası, asma kilit bile yoktu...!
Verilen sözler senetti. Sözüne güvenmek, şimdiki gibi lafta kalan boş vaat değildi.
Güvenirliği test etmek ihtiyacı olmadığı gibi kimseden şüphe etmek gibi bir derdimiz de yoktu ki. . .
“Hiç kimseye güvenmiyorum” sözü artık size de ağır gelmiyor mu?
Birbirimize geçmişimizdeki gibi güvenmek için ne bekliyoruz?
Sadece şu üç şeyi hayatımızdan çıkarsak, çözüm için yetmez mi ? .
Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanet etmek…!
Bunu başarmak belki çok zor olabilir. Ama inanın imkansız değildir…!
Sizce de “çok mu zor”?
Lütfen bir düşünün…!