Hava Durumu

Bir gariptir benim memleketim…

Yazının Giriş Tarihi: 03.05.2026 19:21
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.05.2026 19:22

Küçükken en çok sorulan "Büyüdüğünde ne olacaksın?" sualine, "Önce adam olacağım," demeyi çok isteyenlerdendim; ama cevabımız çevremizdeki mesleklerden ibaretti. Kimimiz doktor, kimimiz öğretmen, kimimiz de mühendis derdik. O zamanlar kimse “yazılım mühendisi” olmayı hayal edemezdi herhalde...

Üniversitede okurken sadece bir çift ayakkabımız olurdu. Boya zamanı boyacıların hayat hikâyelerini dinler; onların meraklı sorularına muhatap olurduk. Konu "Sen ne okuyorsun?" sorusuna geldiğinde “Mühendislik,” derdim. O zaman bazıları, "Ah be oğlum, 'ormancı' olaydın ya!" der; kimisi ise "Abe delikanlım, sen 'komiser' ol bari," derdi.

Komiserliği bilemem ama ormancı olmak o dönemde bir ayrıcalıktı. Herkes ormancı olamazdı. Memleketimin ormanları sağ olsun, ormancılar zengin oldu.

Bizim zamanımızın babaları; çocuklarına okusunlar diye içinde korku barındıran bir "seçme şansı" (!) tanırlardı: “Okumazsan sanayide çırak olursun!” tekdiri vardı. Teselli zannedilmesin ama neyse ki biz okuduk!

Okuyamayıp sanayide çırak olanlar var ya; işte onlar da zengin oldular. Kendi iş yerlerini kurdular. Yazlıklarını saymazsak; müstakil evleri, pahalı kıyafetleri ve arabaları ve hatta çocuklarını özel okullarda okutacak imkânları oldu.

Bir dönemin yoksulluğunda, memleketimin insanları çaresizlikten ve geçim derdinden kurtulmak için Almanya’ya gittiler. Sanayi devrimini yaşayan o ülkenin fabrikalarında işçi olarak çalıştılar. Sonraları ise tasarruflarıyla küçük iş yerleri açtılar. Onların çocuklarının çoğu üniversiteye gidemediler; babalarının iş yerlerinde çalışıp, işi büyüterek onlar da zengin oldular. Nereden mi biliyorum? İki amcam da "Almancı" idi.

Peki, biz okuyanlara ne oldu dersiniz?

Profesör olan bir sınıf arkadaşım anlatmıştı: Sanayide çıraklıktan hayata başlayan çocukluk arkadaşıyla yıllar sonra bir davette karşılaşmışlar. Arkadaşı, "Ayda ne kazanıyorsun?" diye sormuş. Bizimki, sanki okumuş olmanın verdiği tuhaf mahcubiyetle, “Sizin tabirinizle çorbamız kaynıyor işte,” demiş. Arkadaşım bana ona soran kişinin o zamanki aylık geliri yarım milyon demişti .

Sakın yanlış anlaşılmasın; zengin düşmanlığımız asla yok. Bizi çıraklıkla korkutmalarının doğru olmadığını yıllar sonra öğrendik. Yoksa "Herkes okumasın, hayata sanayiden başlasın, zanaatkâr olup zengin olsun," gibi bir derdimiz de yok. Çünkü her insan bir iş için yaratılmıştır.

Ama maalesef ki memleketimde artık insana verilen değer; aylık kazanç ve sahip olunan mal varlığıyla ölçülür oldu. Şimdilerde "Paran kadar konuş," diyorlar ya, hani o hesap...

İster okuyup "adam" olsun, ister çıraklıktan gelip zengin bir zanaatkâr; bu unvanların hiçbirinin "adam gibi adam olmak" kavramında yeri yoktur, üstelik olamaz da. Kaldı ki gerçek zenginlik; "adam" ve "iyi insan" olanların gönül zenginliğidir. Bu ne sadece okumakla ne de sadece iş insanı olmakla ele geçer.

Unutmadan söyleyeyim; yazılım mühendisleri de zengin oldu!

Hâlâ bir gariptir benim memleketim...

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.